Tasarımcıyla Çalışmak I

Ocak 3rd, 2008

Ön Not: Okuyan ya da göz atan olduysa uzun bir aradan sonra tekrar merhaba.  Çok süper geçmeyen bir yaz ve onu aratmayan bir sonbahar ardından kış ve sevgili yeni yılımız 2008′de iyi bir gidiş öngörüyorum. Bu plan ve umutla tekrar yazmaya/kaydetmeye başlıyorum.

 

Tasarım yönetiminin en önemli sorusu: Tasarımcıyla nasıl çalışılır? 

 

Düşünmeye böyle bir önermenin varlığını kabul ederek başlayalım. Tasarımı üretmek bir tasarımcının olduğu kadar bir müşterinin de görevi ve sorumluluğudur.  Müşterinin bu sorumluluğu, tasarımcıya istediğini yaptırmak, en iyi tasarımı beklemek, örnek bir tasarımın bir kopyasını ürettirmek ya da çok iyi fiyata çıkarmak değildir. Tasarımcıyla çalışmak öğrenilmesi gereken bir çalışma yöntemidir ve özel bir bilgi gerektirir, ancak bu bilgi ve yöntemin elde edilmesi hiç zor değil. Burada görev tanımı kısaca şudur: Tasarımcıyla birlikte çalışarak üretilecek tasarımı düşünmek, düşünme yolunu göstermek ve tecrübeleri, sorunları en iyi şekilde tarif ederek çözüme gidilecek yolda adım atılmasını sağlamaktır.

 

Bir üründen, tasarımcı ve müşteri eşit derecede sorumludur. Başka yoldan tekrar söyleyelim, başarıda ve başarısızlıkta tasarımcının ve müşterinin sorumluluğu eşittir. Sıkılmadan bu önermeyi pratik olarak biraz daha benimseyelim istiyorum. Iyi bir, araba, reklam, ceket, spor ayakkabı, mutfak robotu, şarap etiketi, kartvizit, logo, televizyon stüdyosu, cd kapağı, battaniye deseni, özel üretim yat, bekleme odası dekorasyonu, plasma televizyon, devlet binası, cep telefonu, mp3 oynatıcı, çocuk parkı, köprü, parfüm şişesi, sinema filmi jeneriği gördüğünüzde lütfen sadece tasarımcısını takdir etmekle kalmayın, müşterisini de takdir edin. Öyle bir tasarımın çıkmasına her şeyden önce sebep (sorun tespiti ve vizyon), sonra aracı (briefing) en son olarak da imkan (bütçe ve onay) verdiği için. 

 

Aynısının kötü senaryo için de yineleyin. Sadece tasarımcıyı ya da sadece müşteriyi suçlamayın, ikisi de çıktıda sorumludur. Pratikte birinin birini biraz sürüklemeye çalıştığı doğrudur ama bence yine de sonuçta sorumluluk eşittir. 

 

Her zaman müşteriyi suçlayan ve onları tasarımdan anlamayan birer “yaratık” haline getiren tasarımcılar da, tasarımcıları istediklerini yapmayıp üstüne çok da para isteyen, yavaş çalışan “sanatçı ruhlu acaip varlıklar” kalıbına sokan müşteriler kadar yanlıştır. Bu iki taraf, mesleklerinin ve varlıklarının birbirlerine bağlı olduğunu unutmuş gibi görünüyor. 

 

1. bölümün sonu.

Zinde olmak

Ekim 18th, 2007

Aktif sporcuların, profesyonel spor yaşamlarında başarı elde edebilmeleri için sürekli çalışma yapmak zorunda olduklarını biliyoruz. Bazıları belki haftada bir maça çıkıyor bazılarıysa yılda 3 önemli organizasyona katılıyorlar ancak ömürleri antreman yaparak geçiyor.

Bu girizgah üzerine biraz düşünelim. Yıl içinde bir kaç kez koşu antremanı yapan bir sporcunun uluslararası yarışmada mucizevi şekilde derece yapmasını bekleyemeyeceğimiz neredeyse fizyolojik bir gerçek. Burada tasarımcıyı bağlayan iki konu başlığı var:

  1. İyi tasarım (özellikle derecelik tasarımlar) antreman yapmadan ortaya çıkmaz.
  2. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur (çalışma saatleri konusunda bahsetmiştim)

Çalıştığınız yaratıcı ofis içinde (reklam, grafik, interaktif) yaptığınız işler, sizi tasarımcı olarak tatmin ediyor olabilir. Bu bile iyi bir şey çoğu şart altında. İyi işler çıkardığınızı, iyi çözümler ürettiğinizi düşünebilirsiniz. Ancak durum öyle değil. “Günü kurtarmak” “çakmak” fiillerinin bu kadar yerleştiği ülkemizde iyi tasarımcı olmaya devam etmeniz çok zor. Müşterileriniz çıkan işlere bayılıyor, yerlerden kalkamıyor olabilir. Bu sizi belli bir başarı duygusuna itmemeli. Tam tersi de geçerli. Yaptığınız her işte revizyonlar geliyor, bir türlü “lanet” müşteri doğru tasarımı takdir etmiyor olabilir. Bu, sizi kötü tasarımcı yapmayacağı gibi iyi tasarımcı da yapmaz.

Sürekli kendinizi geliştirmek için yenilik araştırmalı, tasarımla yatıp kalkmalı, sonsuz antreman yapmalısınız. Tasarım ve antremanı hayatınızın bir parçası. Bunun için kendinize bir düzen kurmalısınız. “İş” denen şeyin dışında sürekli ve düzenli şekilde yeni tadlar araştırmalı, durmaksızın çizmeli, kesmeli biçmeli ve tasarım düşünmelisiniz. Bu olmadan iyi tasarımcı olmaya devam edemezsiniz. İşlerinizin müşterileriniz tarafından beğenildiği dönem içinde takılıp kalırsınız. Yeni tadlar çoktan gelmiş ve geçmiş olur.

Sunum yazılımıyla etkili sunum hazırlama

Ağustos 10th, 2007

Keynote sunumBu yazıyı genelde tasarım sunumu olarak ele alıyorum. Sunumun amacı kötü bir tasarımı satmak, bayık bir fikri güzelleştirmek değildir. Sunumun amacı inandığınız bir fikri çok iyi bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde karşınızdakine anlatabilmek, onların da sizin bakış açınızı yakalayabilmesini sağlamaktır. Sunum anındaki sunucu aktivitesi ayrı bir başlık olan “etkili sunum teknikleri”dir. Burada konumuz sunumun 1. ve ön aşaması olan hazırlık. Eğitimini de alıp fikirlerimi de sağladığıma göre daha güvenle yazabilirim.

I. Ön Hazırlık

  • Sunum hazırlamaya başlamadan ve sunum yazılımına geçmeden önce bir kağıt kalem ya da basit bir metin editörü alarak sunumu kafanızda planlayarak kağıda dökün. Zamanlama çok önemli.
  • Planlarken şunları düşünün: mümkünse ve konu el verişliyse, sunumun bir hikayesi olsun. Hikayesi yoksa bile kavramı olsun ve sunum boyunca dikkati ayakta tutacak özellikleri sunuma taşısın. Örneğin araba ile ilgili bir sunumunda yol alegorisi kullanabilirsiniz.
  • Kaç slayttan oluşacağına, hangi argümanları sunmanın sunumunuza ne faydası olacağına, neleri ne amaçla yaptığınıza karar vermeye çalışın.
  • Gelebilecek soruları önceden mutlaka düşünün bazı cevapları sunuma yedirin, bazılarını aklınızda tutun. Soru sorma bölümüne saklayın.
  • Sunumu bir konser ya da film gibi düşünün. Bir girişi, olayların gelişmesi, yükselmesi, alçalması olsun. Sunumun heyecan grafiğini tasarlayın. Düşük başlayan, ortada tepe yapan sonra tekrar düşen bir grafik mi? Yoksa yavaş yavaş yükselip en tepede vurup bırakan mı?
  • İster en vurucu noktayı sona saklayın, ister ilk tepe noktayı verin, belli bir düzeniniz olsun.
  • Kağıt kalemle çalışırken kabaca başlıkları belirleyin ki, içleri için de yavaş yavaş düşünmeye başlayabilesiniz. Örneğin Karayolları için yeni yol tabelaları ve tipografi fikrinizi sunacaksınız, burada başlıklar ve argümanlar sırasız olmakla birlikte neler olmalıdır? İnformasyon tasarımı hakkında bilgi, tipografi ve okuma uzaklıkları, dünyada kullanılan tabela örnekleri, iyi ve kötü örnekler, kötülerin sebepleri, iyilerin güçlü yönleri, tipografinin insan hayatına farkında olmadan kattıkları, kötü sinyalizasyon sebebiyle yılda gerçekleşen kaza sayısı, çözümlerin neler olabileceği, sizin bu çözüme gelirken geçtiğiniz aşamalar, çözüm, çözümünün güçlü yönleri, diğer çözümlerden farkları, belki maliyetleri… Örnek akışlar:
    • Yeni Fikir Sunarken: Giriş - Analiz - Problem Tanımı - Çözüm Yaklaşımı - Çözüm - Güçlü Özellikler - Çıkış
    • Debrief ya da Tasarım Sunumu: Briefi Anladık - Araştırma Analiz - Problemlerin Yeniden Tanımı - Olası Çözüm Yaklaşımı - Çözüm - Güçlü Yanlar - Çıkış
    • Rapor Sunumu: Olay ve Hedef Tekrar Tanım ve Hatırlama - Olmulu Gelişmeler / İyi Yönler - Olumsuz Gelişmeler - İş Raporları - Yeni Hedef Yaklaşımı - Yeni Hedef
  • Sunum hazırlığı için ayırabileceğiniz vakti iyi değerlendirip mümkün olduğunca görsellik artırmaya bakın. Ne kadar 5 duyuya hitap eden bir deneyim hazırlarsanız o kadar etkili bir anlatım yakalarsınız. Anlaşılır ve akılda kalıcı olur. Bunları önceden planlayın.
  • İzleyicinizi iyi anlayın ve tespit edin. Hoşlanabilecekleri özellikleri sunuma eklemek için şimdiden tasarlamaya başlayın. Sevdikleri bir müzik varsa bir ara sunumun arkasında çalsın mesela. Aynı şekilde yanlış anlayabilecekleri şeyleri iyi değerlendirin. Anlatabiliyor olduğunuzdan emin olun.
  • Sunuma izleyicinizi de katmalısınız. Onlara soracağınız bazı soruların yerlerini, onları da sunum içine alacağınız bölümleri taslak aşamasında düşünün. Örneğin Devlet Senfoni Orkestrası için tasarladığınız yeni logoyu sunarken, onlara en sevdikleri notanın hangisi olduğunu, onun bildiğimiz şekliyle değil başka bir şekil olsa onlarca ne olacağını, hatta bir kağıda çizmelerini isteyebilirsiniz. Bu sizin düşünce yolunuzu onlar açısından çok daha anlaşılır hale getirir. Hatta “gelin bu logoyu beraber tasarlayalım” diyerek tasarım yöntemleriniz hakkında fikir veren bir workshop’a dahi çevirebilirsiniz olayı. Yeter ki basit bir şekilde izleyicinizi sunuma katın.
  • Kafanızda ve önünüzdeki karalamada bütün sunum net olduğunda sunum yazılımına geçin.
  • Sunum yazılımlarında az alternatif mevcut.
  • Microsoft Office Powerpoint.Çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim kendisini. Önceki versiyonlarındaki grafik tasarımları yıllarca sürdürüp insanları fena şeylere mahkum ettiler. Yeni versiyonunda (denemedim), güzel tasarımlar olduğunu söylüyor sitesi.
  • Adobe Flash. Yeni versiyonlarında sunum hazırlamak için yeni çözümler sunuyor. Template galerisinden sunumu seçebiliyorsunuz ve slayt mantığında ilerletebiliyorsunuz. Özel sunumlar yapmak için Flash en iyisi. Zaman maliyeti fazla olabilir. Çok özel sunumlar için, özel interaktif tasarımlarınızı ve animasyonlarınızı geliştirebilirsiniz. Yeni video desteğiyle tam bir video sunum da oluşturabilirsiniz.
  • Apple Keynote. Şu an piyasadaki en iyi sunum çözümü, bir sunum gurusunun (artık kendisinden soğusam da salt sunumcu olarak hala çok başarılı) elinden çıkan Apple Keynote ve buna ek olarak bir MacBook + uzaktan kumanda. Bu konfigürasyon sunumda bütün statlara +50 verir. Keynote alıp kullanmasanız bile, sadece frontraw ve statik jpegler ile başarılı sunumlar yapabilirsiniz. Bu sisteme para harcamak, yapacağınız sunumlar sonunda kazanacağınız paralar açısından faydalıdır. Keynote’un hazır tasarım şablonları her grafik tasarımcıyı hızlı sunum oluşturmada tatmin edecek lezzettedir. Grafikler ve tablolar sunumun temasına göre otomatik şekillenir ve çok şıktır. Medya ve animasyon kontrolleri çok gelişmiştir. En büyük özelliği ise sunucu ekranıyla sunum yapılan ekranı birbirinden ayırarak gösterebilir ve sunucu ekranında sıradaki slaytı ve küçük sarı yapışkan notları size okutabilir.
  • II. Uygulama

  • İlk slaytınız karşılama slaytı olsun. Bu slaytta kendinizi tanıtın, şu anda neden bu salonda olduğunuzu ve izleyicilerinizin ne kadar vaktini alacağınızı buraya geldiğinizde belirtin mutlaka. Günümüz hızlı iş yaşamı koşullarında orta dolulukta bir sunum 30 dakika civarında olmalıdır. Çok dolu bir sunum 45 dakikaya çıkabilir. Çok şahsi görüşüm 45 dakikadan uzun bir sunum, çok ilgi çekici bir konudan bahsediyor olmalıdır.
  • Özellikle yeni iş yaptığınız ya da yeni tanıştığınız bir müşteriyse ilk slaytta “Merhaba” yazarak tanıtım bölümünü kullanmalısınız.
  • Merhabaya alt başlık olarak sunumun başlığını yazın.
  • Sunumunuzun başlığı, konu ne olursa olsun sunuma ait özel bir başlık olsun ve olayı etkili bir tanımlama tekniğiyle anlatsın. Çünkü sunum daha başlıkta başlamış oluyor. Örneğin sunum içeriği BMW’nin yeni spor arabaları için geliştirdiğiniz güvenlik sistemleri gibi bir konuysa ve Berlin’e fikri satmak üzere gittiyseniz, başlığınızı “Spor BMW’lerde Yeni Güvenlik Sistemleri” koymayın. Daha ziyade şöyle bir şey olmalı: “Hızlı Gitmenin En Güvenli Yolu”. Ya da Apple için geliştireceğiniz yeni web sitesi için “Apple İçin Yeni Web Sitesi” yerine “Apple’ın Dijital Varoluşuna Yeni Yaklaşımlar” derseniz ürününüzün değerini daha başlıkta belli etmeye başlarsınız ve ne kadar ilgi çekici bir başlık koyarsanız merakı o kadar artırırsınız. Bu başlık konusu sunumun konseptini de belirleyebilir, oldukça önemli.
  • Önce karalama planınıza göre slaytları sadece başlıklarını yazıp dağıtarak hemen oluşturun. Kabaca kaç slayt olduğu ortaya çıksın.
  • Ne kadarını görselleştireceğinize uzaktan bir bakın. Mümkün olan her aşamada, sadece metinle anlaşılması zor konuları görselleştirin.
  • Sorular soracağınız ya da bombayı patlatacağınız yeri belirleyin.
  • Çözüme yaklaştığınız yerlere soru cümleleri yerleştirin. Bu soruları bir kaç kez sorarak tansiyonu yükseltin. “Problemi tanımladık, hımm o zaman ne yapmalı, ne yapmalı? Hmm”. (S. Jobs taktiği)
  • Slaytlara yazacağınız başlıklar kısa ve net omalı.
  • Slaytlara gireceğiniz metin ve maddeler de aynı şekilde kısa ve öz olmalı. Asıl içeriği anlatımınıza bırakmalısınız.
  • Çözüme gelmeden önce bir “fake” çözüm sunarak cıvıklık yapabilirsiniz. Çözüm sorusunu sorun ve görsel olarak kıvamında muzırlık içeren komik bir görsel yerleştirin. (Yine Jobs taktiği)
  • Anlamsız görsel imgeler kullanmayın. Olayları tam anlatan ya da illüstre eden grafikler kullanın.
  • Sunumda font büyüklüğü ve stil olarak hep aynı tadı devam ettirin. Ortasında font, size, style değiştirmeyin.
  • Deli gibi varolan bütün animasyonları kullanmayın. Animasyon olayını belli bir semantikle şekillendirmeye çalışın. Örneğin kötü örnekler uçarak gitsin, iyi örnekler yavaşça belirsin. Komik bir başlık “Pop” efekti ile gelirken ağır bir başlık 2 saniyelik bir “çözülme” ile belirsin.
  • Bulletları birer birer oynatın, yalnız maddeden maddeye geçerken araya sözel bağlaç koyun. Perdedekini ya da ekrandakini birebir okumayın.
  • Bir slayt içinde 8 satırdan fazla bilgi olmamalı. Oluyorsa bölün ya da azaltın. Bir satır içinde de 8 kelimeden fazla olmasın. Yoksa izleyici gelen slayt içinde boğulur ve okumaya çalışırken dikkati dağılır.
  • Fazla bilgi olan içerikleri tablo veya chart gibi araçlarla görselleştirip görselleştiremeyeceğinizi düşünün.

Kendi kendinin tanıtımı ecnebilerin self promotion dediği

Ağustos 10th, 2007

Terzi kendi söküğünü dikemez önermesi lonca zamanında filan doğru olabilir ancak bugünün sıkı marketing dünyasında kesinlikle geçerli değil. Tasarım ve fikir hizmeti veriyorsanız en iyi fikri kendiniz için de üretebilmelisiniz. Bir tasarımcı, tasarımcılardan oluşan bir grup insan, bir stüdyo, bir yaratıcı şirket, kendini tanıtmak ve promote etmek için neler yapmalıdır? Birazına göz atalım, yeni yenilikçi alternatifler bulunabilir ancak bunlardan en az 5′ini yapmıyorsanız doğru yapmıyorsunuz demektir.

  1. Yarışmalar. Özel ve zor yarışmalardan ödül almak. Bunlara katılabilmek bile çok önemli.
  2. Sosyal ortamlara girerek varlığı ve bilinirliği artırmak.
  3. Sürekli yayın ya da içerik üretmek. Yapılan işleri iyi anlatmak ve duyurmak.
  4. Viral tanıtım yapmak.
  5. Workshoplara ve zirvelere katılımcı olarak girmek.
  6. Özel günlerde fantastik kutlamalar ya da özel tasarım duyurular, hediyeler göndermek.
  7. Belli bir fırsat çerçevesinde organizasyon düzenlemek. Kuruluş, 1 yaş, 5 yaş.
  8. Sosyal sorumluluk projelerinde yer almak.
  9. Manalı bir yerlere sponsor olmak.
  10. Çok çok iyi bir siteye sahip olmak. Sadece iyi değil.
  11. Özel proje üretmek

Tasarım yönetimi hakkında ufak bir ara

Temmuz 25th, 2007

Blogun adı iddialı olunca, bir süre sonra biraz daraldım aslında. Anlatayım: Tasarım yönetimi üniversitelerde ders oldu bir süredir zaten. Buralarda bol bol teori okunabilir ve bir sürü makale incelenebilir. Bense konu üstüne blog yazmaya başlarken, blogun bana göre 3 özelliğinden faydalanmak istedim, not etmek, paylaşmak ve rahat olmak. Tasarım yönetimi blogu, uzun süredir konuyla ilgili bir çok kaynak okumama rağmen, çok basit ancak zor elde edilen bir temele dayanıyor; pratik ve tecrübe. Sıradan bir tecrübeden farkı, topluluk olarak prensipte edinilen her tecrübeyi bir bilgi birikimine çevirme çabamız. Aslında çok uzun zamandır incelesem de çok daha erken hareket etmediğim için hep pişman oluyorum. Yola yeni başlayan, ya da konuyla ilgilenenlere, mevzuyu dikkate alıp uygulayan pratik bir kaynak olması iyi olur benim için. Bu sebeple rahat okunan, pratik, eğlenceli bir günlük olmasını istiyorum.

O yüzden yine de hiç bilmeyenlere “Tasarım Yönetimi” tanımını iyi yapmak gerek. Bu iyi tanıma fazla bulaşmayarak akademik çevreye bırakıyorum ve pratik tarafa geçiyorum. O da şöyle: Gerçekten iyi bir tasarım gördüğümüzde, ama hem çözümü, hem estetiği, uyumu, malzemesi, işçiliğiyle, önce bir hayranlık, takdir, biraz tatlı bir kıskançlıktan sonra, “bu adamlar bu işi nasıl yapmış?” sorusu gelir aklımıza. En sık içine düşülen yanılgı (özellikle öğrenci ve amatörken), o adamların çok yetenekli olduğu, çok paralar kazandığı ve işi kendi başlarına yaptıklarıdır. Gerçekten de işe uzaktan baktığınızda, size bunları hisettirir. Starwars’ın son serilerini seyrederken bilgisayar destekli görsel efekt sahnelerini, eğlenerek, arada sırada çin yemeği yiyerek hoş bir ortamda takılan 5 - 6 kişi yapmış zannedebilirsiniz. Ya da concept art tasarımcısının eline kağıt ve kalem alıp birden muhteşem şeyler karalamaya başladığı hissine kapılırsınız. Oysa hayır. Hiç böyle olmamıştır. Bir anda karalanmış gibi görünen o çizgilerin arkasında inanılmaz detaylı tasarım ve kültür araştırmaları vardır. O tasarımcı fikirleriyle gezmiş tozmuş, aylarca yatıp kalkmıştır.

“Oto tasarım yönetimi modu on” doğmuş insanlar dışında, bu adamlar söz konusu tasarımı belli bir düşünce, yöntem ve birikim çevresinde yapmışlardır. Gördüğümüz o tasarımın arkasında, yaratıcı olarak iyi beslenen, iyi ve çeşitli beslenmiş, açık fikirli, iyi brieflenmiş, iyi sorular sormuş, iyi uyumuş, iyi gezmiş, iyi yemiş, keyifli çalışmış, iyi motive olmuş, iyi ekip olmuş, görevini iyi bilmiş, işleri iyi paylaşılmış, iyi para kazanmış, iyi hissetmiş, iyi hedefler koymuş, iyi plan yapmış, iyi tecrübe etmiş, iyi değerlendirmiş, zamanını iyi kullanan tasarımcılar vardır demektir. Bunlar her tasarımcının bilinçli ve yöntemli olarak yapması gereken şeylerdir.

Son hedef, arada sırada gelen çok iyi fikirler üstüne yatmak değil, sürdürülebilir bir iyi tasarım ve uygulama yöntemi geliştirmektir.

Eğitim şart ya da her şeyin başı eğitim miydi?

Temmuz 23rd, 2007

Oldukça eğlenceli bir haftasonu geçirdik. Uzun bir süredir gerçekleştirmek istediğimiz bir eğitimi ya da “workshop”‘u sonunda yaptık. Konumuz: Etkili Sunum Teknikleri. Detaylardan bahsetmeden başka bir konuya değinmek istiyorum.

Teknolojiyle oldukça haşır neşir genç firmalarda yatırım ve gelişim eğilimi genelde hardware’e kaymış gibi görünüyor. Yani varolan problemleri daha iyi hardware’ler hatta software’ler çözecek gibi düşünülür. İnsana yatırım sadece yeni eleman ihtiyacı olduğu anda düşünülen “şunu bilen adam lazım” şeklinde tanımlanabilir. Onu bilen adam da bildikleriyle gelir ve bildikleriyle gider.

Büyük uluslararasıların ve kurumsalların çok sistemli şekilde uyguladığı kişisel gelişim eğitimleri ve büyük seminerler aslında insan kaynakları denen kavramın gelişmesiyle zirve yapmış, insana yatırım anlamına gelir. Tasarım camiasında ise yıl içinde genel anlamda düzenlenen çalışmalar dışında her koyun kendi bacağından asılır eğilimi var. Oysa içinde fikirlerin, insanların ve emeğin barındığı sektörümüzde birbirimizi daha çok ortak çalışmalar içine çekmeli kendimize ortak yatırımlar yapmalıyız. En zayıf olduğumuz konu ise şirket içi eğitim, iş başı eğitim. İnsan kaynakları kavramı içinde uygulamasını bilenler için son derece standartlaşmış da olsa, bu yordam bizim için biraz yabancı.

Bir de bunun üstüne bildiğimizi sandığımız etkili sunum teknikleri var ki ne kadar eksik olduğumuzu etkili bir workshop ile görme fırsatı bulduk. Tasarımcılar üniversite eğitimlerinin bir yerlerinde elbette konuyla ilgili bir bölüm geçirdiler. Belki hocalara projeler sunarak biraz pratik yapma şansı buldular. Ancak gerçek ticari hayat, gerçek işler, kendini ifade edebilme, sosyal endişeleri yenme çok farklı bir konu. İşte bu farklı konuda bize workshop için 32 yıl Bursa Oyak-Renault’da çalışmış, şimdi freelance eğitmen, bu zamanın büyük bir bölümünü eğitim, insan kaynakları, ergonomi ve animatörlük kavramlarıyla geçiren bir guru Aydın Ataberk geldi ve bize destek verdi. 2 gün süren çalışmada pratik çalışma yapma fırsatı bulduk ve kendimizi sahnede başka gözle görüp utandık sıkıldık ama eğlendik.

Biraz fotografik anlatıma geçiyorum hemen:

İnsan algısıyla ilgili örneklere yakından bakış
Gerçek hayatta karşılaşılmış ilginç örnekleri inceliyoruz.

Molada sıkıştırma
Molada detaylara giriliyor.

tek yönlü sunum ya da anlatım etkin yapılabilir mi?
Uzaktan ya da tek yönlü sunum ile ne kadar etkin anlatım yapabiliriz?

Deniyoruz
Dinleyenler ellerinden geleni yapıyorlar.

Çok iyi tasarladığımız şeyleri iyi aktarabiliyor muyuz?
Çok iyi tasarladığımız şeyleri, iyi aktarabiliyor muyuz?

Hiç bilmediğimiz bir konuda eğitim
Hiç bilmediğimiz bir konuda işbaşı eğitim.

Başka bir eğitim konusu
Karmaşık kodlarla uğraşan bizler aslında telefonla ilgili problemlerimizi çoktan halletmiş olmalıydık.

Objektif göz bize bakıyor
Her şeyi gören gaddar göz bizi izliyor kendimize göstermek üzere.

Bilmediğimiz bir konuyu sunabilir miyiz?
Hiç bilmediğimiz bir konuyu, çok iyi biliyormuş gibi anlatma deneyi. En eğlenceli bölümüydü.

30 dakika projeleri

Temmuz 7th, 2007

Her ne kadar yeni fikirler geliştiriyor olsak da, briefler okuyup ona en çılgın tasarımları geliştirmeye çalışıyor olsak da, günlük belli bir düzen içinde sürekli üretim yapıyoruz. Bu üretim/tüketim hızı bazen bizi makinalaştırıyor, yaratıcı sivrilikleri yontamaya çalışıyor. Aslında bir yandan da belli bir doyugunluk ve sıkıntı da yaratabiliyor. Sadece yaratıcı işler için değil her iş için geçerli.

Yaratıcı işlerde çakra açmanın, beyni boşaltmanın bir yolu deneysel projeler geliştirmek. Başka yolları da var şimdi konu bu. Tasarımcı her zaman yeni yollar denemeli, projeler geliştirmeli. Bunları müşterileri için değil önce kendi için yapmalı. Bu çalışma belli bir düzene oturtulmalı. Çalışma yapılırken estetik ya da başarı kriteri olmamalı, sadece denenmeli. Bu şekilde sınırlarını bilebilmeli. Yeni şeyler keşfederken bir yandan egzersiz yapmalı.

Başlığa dönersek, bu sıkıntıyı aşmak için önce ofis içinde workshoplar düzenleme kararı aldık. Bir konu belirleyelim, kendimize vereceğimiz bir deadline’a uyarak projeyi istediğimiz gibi geliştirelim dedik. Zamanlamalarımız 2 3 haftalık dilimlerdeydi. Ancak hiç birimiz (neredeyse) bu zamanlamaya uyamadık. Hatta çoğu zaman projeye hiç katılamadığımız oldu. 1 haftaya indirdiğimizde bile başaramadık. Önemli bir görev ve iş olarak benimseyemedik.

O zaman soruna başka açıdan yaklaşalım. Bir kaç çeşit proje olsun. Bazıları uzun, bazıları 1 günlük, bazıları ise tamamen serbest 30 dakikalık. Bu projeye sadece tasarımcılar değil herkesin katılması mümkün ve şart. Bunların içinde en çok 30 dakika tuttu. İşleyiş şu şekilde: biri aklına takılan ya da daha önce karaladığı bir görseli, bir konsepti, konusuna “30 dakika Emre’ye” yazarak seçtiği birine herkesin de görebileceği şekilde e-posta atıyor. Bu e-postayı alan kişi, o an yaptığı şeyi anında bırakıp, 30 dakika içinde serbest ve hiç bir sınır olmaksızın üzerine ekleyerek, ya da tamamen başka bir şey yaparak, üzerine bir nokta da olsa koyarak, benzer başlıkla bir başkasına gönderiyor. Bu şekilde arka arkaya eklendiğinde bir dizi serbest akış görsel ya da fikir oluşuyor. Zaman 30 dakika ve brief/estetik sınırı olmadığı için değişik tadlarda eğlenceli şeyler çıkıyor ortaya. Bunlar dışında biraz daha teknik deneysellik yapmak, bilgisayar başından kalkıp el kol kullanmak için Çarşamba öğleden sonra fikri geliştirdik. Bu da bir başka yazının konusu.

Aşağıda bir örnek 30 dakika proje akışı sunuyorum. Yakında daha fazlasını, geliştirdiğimiz projeler ve serbest takılmalar sayfasında bulabileceğiz.

30 dakika 1

30 dakika 2

30 dakika 3

30 dakika 4

30 dakika 5

Evden uzak ev

Haziran 26th, 2007

Kreatif ortamların, içinde yaşayan insanlar ve yaşam şekli itibariyle diğer iş hayatında görmeye alışkın olduğumuz ofislerden farklı olması gerekir. Zira tasarımcı kişilikler pek hassas varlıklardır. Muhasebe departmanı gibi bir ortamda pek uzun süre ve iyi iş çıkaracak şekilde yaşayamazlar. Renksiz memur ofislerinin yanı sıra, aslında aşırı tasarlanmış, ileri derecede stil sahibi isteseniz dağıtamayacağınız cicilikte ofisler de rahatsız edicidir. Tasarımcılar için bunların arasında, “evden uzak ev” gibi çok iyi bir tanımlaması olan bir denge kurmak gerekir.

Evden uzak evde nasıl bir denge kurmak lazım peki? Her şeyden önce ofisin genel havasının sıcak olması gerekir. Yani muhasebe renksizliği/soğukluğu değil, fazla tasarlanmış gerginliği değil. Sonrasında kreatif olarak besleyici, çalışma şevkini artırıcı özelliklerde olması gerekir. Duvarlarda posterler, kendiliğinden gelişmeye açık alanlar, dolu bir kaynak kütüphanesi. Son olarak rahatlık ve dinlenme alanları önemli. Masa başından kalkıldığında gerekirse yatılıp uzanılabilecek koltuklar, bilgisayar masası dışında birlikte oturulabilecek masa ve oturma grupları, belki çeşitli oyun araçları, playstation, langırt gibi. Bu 3 kuralı dizecek olursak:

  1. Sıcak ortam
  2. Kreatif olarak motive edici
  3. Rahat ve eğlenceli

Bütün bunlar için, 10 kişilik bir ofisin aşağı yukarı 180 metrekare ile 350 metrekare arası alana ihtiyacı var. 5 kişi için 100 200 arası son derece yeterlidir. Biz bu aralar biraz sıkıştık ancak bir iç düzenleme ya da başka bir yere geçme üzerinde düşünüyoruz. Aşağıda ofisten seçmeler sunuyorum. Genel prensibimiz herkesin kendi ihtiyaç ve rahatsızlıklarına göre yerleşebilmesi ve ofisin kendi kendine ve hatta bazen anında gelişmeye, müdahaleye açık olması.

KK Çalışma ortamı

Çalışma odamızın bir önceki halinden görüntü. Ekranların ortaya ya da birbirine bakmaması, herkesin sırtının duvara dönük olmasını istemesi bizim için çözülmesi en zor yerleşim problemlerinden biri.

KK Takılma odası

KK Takılma odası

Takılma odası dediğimiz sevgili odamız. Uyunacak bir kanepe, tartışmak yemek yemek ve çizim yapmak için masamız, bol bol kalem, cam, bir mac, duvarda kağıtlar her şey var. Sadece cüssemize ve sayımıza biraz küçük şu anda.

KK Kara tahta

Bir duvarı karatahtaya çevirme projemiz. Oldu ancak mükemmel olmadı.

KK WC

Son zamanlarda ofis içinde çok popüler olan WC duvarlarımız. Her gün yeni şeyler ekleniyor. Gelişen hallerini ilerleyen zamanlarda eklemeyi düşünüyorum.

Bunlar dışında şu anda güzel bir blog var. Dünyanın her yerinden çeşitli meşhur kreatif ortamların ofislerinin yer aldığı ve isterseniz sizin de çalışma ortamınızın fotoğraflarını gönderebileceğiniz ve inceleyebileceğiniz bir blog. This ain’t no disco.

Lanet olsun, zamanı gelmişti.

Haziran 26th, 2007

“Hell, it’s about time.” Starcraft 2 geliyor. Şu gün itibariyle pek yeni bir haber değil zaten ancak yazmadan geçmek istemiyorum. Konumuzla ilgisi; starcraftın ofiste, en sevdiğimiz ve vazgeçemediğimiz bir oyunumuz, bir değerimiz olması. Daha da genel ele alırsak ofiste oyun oynamak lazım. Biraz eğlenmekten kimseye zarar gelmez. Her oyun seansı bir tazelenme anlamına gelir. 30 dakikalık bir karşılaşma herkese iyi gelir. İşleri ise aksatmaz, bilakis eğer tadı kaçırılmadan oynanırsa taze kafayla işe daha iyi konsantre olunabilir.

S’nek’i almaya çalışırken ertesi gün sunumumuz vardı. O stres içinde akşam vakti yine 2 3 el starcraft attık. Bir 30 dakika kadar da savaş sonrası strateji tartışmaları sürdü. İşleri tamamladık sunumu yaptık. Ertesi gün işi aldık. Şimdi SC II’nin gelmesini ve elimizi yeni unitlere sürmeyi bekliyoruz. Muhtemelen Murphy kanunları gereği SC II çıktığında yepyeni sağlam bir işe başlamış olacağız. Yine biraz iş biraz oyun yöntemine geçip işleri bitirmeye çalışacağız bir an evvel oyuna başlamak için. Belki bir iki yazı sonra da Kırmızı Kalem’in WOW guildinden bahsederim.

Bu aralar bir diğer favori oyunumuz Street Fighter. Arada sırada çalışmanın ötesine geçme tehlikesiyle sıkı yönetimle oynanmama kararı alınsa da vazgeçilemiyor.

Oyuncuları ve seyircileriyle bir Kırmızı Kalem Street Fighter seansı.

Sözün özü:
“Meğer herif gosuymuş.”

Orta, uzun vadeli planlar ve plan üstü az marketing

Haziran 4th, 2007

Yaratıcı hizmeti diğer sektör ve işlerden ayıran temel bir özellik var. Müşteriye özel hizmet sunmak. Müşteriye özel bir hizmet sunduğunuz için bir yıl içinde ancak belli sayıda müşteriye hizmet verebilirsiniz. Örneğin meşhur bir köfteciye, günde 200 ila 400 müşteri girer, köftesini yiyip çıkar. Bir bankanın binlerce müşterisi vardır. Bir GSM operatörünün müşteri sayısı milyonları bulur. Sizinse müşteri sayınız oldukça azdır ve hepsiyle ayrı ayrı ilgilenmeniz gerekir. Bu doğru bir hizmet şeklidir, bankaların binlerce müşterisi olmasına rağmen butikleşme ve müşteriyle ayrı ayrı ilgilenmeye çalışma sebebi de budur.

Yaratıcı hizmet veren bir şirket için iyi ürün önemlidir, bunu zaten biliyoruz. Bir de iyi hizmet önemlidir bu da doğru. Bir de gerekli değilmiş gibi zannedilebilecek iyi planlama ve marketing var ki konumuz itibariyle oldukça üst sırada bir konu.

İyi ürün ve iyi hizmet başka yazıların konusu olacağı için planlara geçelim. Bir yıl içinde hizmet verebileceğiniz müşteri ve tamamlayacağınız proje sayısı belirli olduğundan, bu bir yıl içinde ne tür işler yapıp hangi müşterilerle çalışacağınızı önceden planlamalısınız. Yaptığınız işe özel olarak, proje zamanları da uzun olabileceğinden, aylarca istemediğiniz işlerle boğuşmak zorunda kalabilirsiniz. Bu işler, nihai hedefinize giden yolda size köstek olabilir hatta geriye götürebilir ve parasal olarak zarara yol açabilir. Bir proje sırasında finansal ve zaman planlarınız olmadığı sürece ne kadar zarara girdiğinizi bilemezsiniz çünkü işe başlarken proje için cebinizden para çıkararak ham madde satın almazsınız.

Bir yıllık hedef iş/müşteri planınızı önce tartışarak karalayın, sonra çok basit bir yazıya dönüştürün. Bu yazı çok çok basit olsa da yapmalısınız, büyük bir plan yapmayı gözünüzde büyütüp master tezine dönüştürmeyin. Konu başlığı, hizmet türü, bu kararı almaya iten gerekçeler, 1 yıllık hedef iş/müşteri planı. Bu dosya 6 aylıktan - 5 yıllığa kadar ayrı ayrı yapılabilir. Eğer aldığınız kararları yazılı olarak kayıt altına almazsanız, bu karara bağlı kalma şansınız (psikolojik ve sinerjik olarak) azalır, 1 yıl sonunda ise “bakalım doğru mu yaptık?” diye değerlendirme şansınızı ise kaybedersiniz. Örnek yazalım bir tane:

———————–

Başlık: Çılgın Tasarımcılar 1 Yıllık İş Planı
Firma: Çılgın Tasarımcılar 3 Boyutlu Efektler Stüdyosu
Hizmet Tanımı: Çılgın Tasarımcılar 2 yıldır televizyon sektörüne hizmet vermiş bir atölye olup, ana ürün ve himzet olarak 3 boyutlu modelleme, canlandırma ve render hizmetleri vermektedir. 2 yıldır televizyon camiasından edindiği maddi kazanç doyurucu olup, yaratıcılık olarak yeterli derecede tatmin edici değildir. Çılgın Tasarımcılar çılgın fikirleri sayesinde bir araya gelmiş 3 boyutçular olup aslen daha fantastik işlere imza atmak istemektedirler. Çılgın tasarımcılar firması özellikle verdikleri hizmette, hızlarıyla ön plana çıkmaktadırlar.
1 Yıllık Plan: Daha fantastik işler üretilebilecek alan uzun metraj film pazarıdır. Çılgın Tasarımcılar daha önce bu pazarda 2 adet uzun metraj filmde, yüksek yaratıcılıkta iş üretmiş olup maddi olarak ortalama sayılabilecek bir doyum sağlamıştır. Çılgın Tasarımcılar 1 sene içinde en az 3 adet uzun metraj filmde görsel efekt tasarımı yapmalıdır. Bu işlerden en az 2’si yarışmalarda adından bahsettirecek kalitede olmalı ve 1 sene içinde özel efekt alanında 1 ödül almalıdır.

Uzun metraj sinema sektöründe özel efekt üreten 3 firma bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda bu alanda hizmet talebinin artacağı gözlenmektedir. Çılgın Tasarımcılar 1 senelik süreçte, bu alanda hizmet veren 4. firma olmayı ve içinde bulundukları pazarda hızlarıyla farklılaşmayı hedeflemektedirler.

————————

İşte bu basit yazı, plan üstü az marketing belgesidir. Ve eğer 5 kişiden oluşan küçük bir tasarım ekibiyseniz 1 sayfa marketing planı yazıya döktüğünüz sürece, bu zamanlar dahilinde planınıza bağlı kalma ya da gerektiği yerde değerlendirme şansına sahip olurusunuz.

Marketing çok derin konu. Amatörce işlemeye devam edeceğim.

“Bilmediğiniz bir yere giderken kaybolmamanıza yardımcı olabilecek en iyi araç, basitçe çizilmiş bir krokidir.”